Vahşi Doğa Beni Çağırıyor II

Vahşi Doğa Beni Çağırıyor I okumadıysanız okumak için buraya tıklayınız.

Tam olarak söğüt ağacının altında kahvaltı soframızı kurduk. Buraya kahvaltı sofrasının bir fotoğrafını eklemek isterdim fakat öyle bir boğaz harbi oldu ki fotoğraf çekmek aklımıza bile gelmedi. O kadar acıkmışız yani:)

Her şey güzel ilerlerken maalesef üzücü bir durum meydana geldi. Arkadaşım Ahmet’in bünyesi vahşi doğanın zorluğunu kaldıramadı. Bir anda dengesini kaybedip yere düştü. Yanına gittiğimizde kendini iyi hissetmediğini söyledi. başı dönüyor, midesi bulanıyor ve burnu kanıyordu. Hepimiz panik olduk. Ahmet için çok endişelendik. Hemen ilk müdahaleyi ben yaptım. Başını soğuk su ile yıkadım. Burnuna pamuk ile tampon yaptım. Evde hazırlık yaparken böyle bir durumu ön görmemiştim fakat yine de yanımıza pamuk almakla ne kadar akıllıca davrandığımı hissettim. İçimden kendimle gurur duydum. İlk müdahaleden sonra babam bizi baraj kenarında bırakıp Ahmet’i şehir merkezine götürdü.

Babam gidince kendimizi yalnız hissettik ve tedirgin olduk. Ama hemen duruma alıştık. Grubun liderliğini ben üstlendim. Arkadaşlarımın tedirginliklerini üzerlerinden atmalarını sağlamak için dikkatlerini eşsiz manzaraya çektim ve hep birlikte gözümüze çarpan şeylerin fotoğraflarını çektik. İşte sanat eseri denilebilecek düzeyde çektiğim fotoğraflardan bazıları aşağıda…

Kendimizi fotoğraf çekmeye o kadar kaptırmışız ki saatler geçmiş ve babamın döndüğünü bile fark etmemişiz. Hemen Ahmet’in durumunu sorduk. Babam ciddi bir şeyinin olmadığını sadece güneş çarptığını söyledi. Babam geldiğine göre etrafı keşfe çıkabiliriz. Hemen yanı başımızda otlar ve çalılarla kaplı tepeye çıkmak için harekete geçtik. Tepeye çıkmak bizim için hiç de kolay olmadı. Çünkü otlar boyumuzu aşıyordu ve küçük çalılar kollarımızı ve bacaklarımızı çiziyordu. Bu sorunu çözmek için yerde bir odun parçası buldum ve grubun en önüne geçtim. Çalıları ve otları bu odun parçası ile yardım ve gruba yol açtım. Nihayet tepenin zirvesine varınca savaş kazanmış komutan edası ile kılıcımla pardon odun parçası ile fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedim. Ne de olsa grubun tüm üyelerini zirveye ulaştırmayı başarmıştım. Aşağıda fotoğrafımı görebilirsiniz.

Tepeye çıkmak bizi bir hayli susatmıştı. Susadığım zaman farkına vardım ki hazırlık aşamasında her şeyi de iyi planlamamışım. Çünkü yanımıza su almayı hesaba katmamışım. Susuzluk ciddi bir problem. Temiz su kaynağı bulmamız lazım. Tepeden etrafa göz gezdirince 500 metre kadar ileride kamışlık ve sazlıklar yoğun bir şekilde yer alıyordu. Bu da demek oluyor ki orada bir su kaynağı var. Hemen o tarafa doğru yöneldik. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra sazlığa vardık. Haklı çıkmıştım. Sazlığın içerisinde gizli bir pınar vardı. El yordamı ile suyun çıkışına bir boru eklenmiş ve su kaynağı pınar haline getirilmiş. Yani bu suyu tereddüt etmeden içebiliriz. İlk ben suyun tadına baktım. Su harikaydı hem de buz gibiydi. Sanki buz dolabından çıkmış gibi. Elimi yüzümü yıkadım, serinledim ve kendime geldim. Suyu onayladıktan sonra arkadaşlarımda suyun tadına baktılar ve çok beğendiler. Sazlıkların ortasında gizlenmiş pınarın fotoğrafını çektim.

vahşi doğa gizli pınar

Bu pınar her ne kadar saklı olduğunu söylesem de pınarın hemen etrafında pet şişe ve poşet atıkları vardı. İnsanoğlu çevreyi her koşulda kirletmeyi başarıyor. Gözümüze çarpan poşet atıklarını ve çöpleri topladık, bir araya getirdik. Temiz gibi duran pet şişeleri iyice yıkadıktan sonra su doldurup yanımıza aldık. Topladığımız çöpleri de yanımıza aldık. (Şehir merkezine kadar getirip çöpe attık)

Şimdilik maceramızı burada noktalıyorum. Fırsat bulursam geri kalanını da yazacağım.

Ben Bekir Kaan, gezip gördükçe yazmaya devam edeceğim.

You may also like...

4 Responses

  1. GTI44 dedi ki:

    Kendimi bir an güneşin altında sazlıkların içinde hayal ettim. Yazıda yer alan pınardan akan suyun tadında bir yazı olmuş. Klavyen dert görmesin.

  2. muhammet asım dedi ki:

    kral yakıyosun beeee

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir